Popüler Yayınlar

21 Temmuz 2014 Pazartesi

Sınav Kaygısı



        Kaygı Nedir?
Kaygı, herhangi bir tehlike durumu veya tehdit algısında normal bir duygusal tepkidir. Önemli bir durumun bizi tehdit ettiğini düşündüğümüzde, tehditi abartır, bununla başa çıkma becerimizi ve kullanacağımız kaynakları küçümser ve sonuç olarak kaygılı hissederiz. Herkes sınavdan önce biraz gergindir-bu normaldir. Mide ağrıları, bulantı hissi ile ‘Soruları cevaplayabilecek miyim?’ , ‘Bu sınavı geçer miyim?’ gibi sorular hepimizin aklından geçer.
Hafif kaygı yardımcı olabilir mi? Herhangi bir alanda başarılı olabilmek için tamamen kaygısız ve çok sakin mi olmamız gerekir? Hayır…! Bir eyleme başlarken hissettiğimiz kaygı eylemin planlanıp sürdürülmesini sağlar.  Öyleyse sınav kaygısı soru çözerken daha enerjik, dikkatli, odaklı olmamıza neden olabilir. Ancak yüksek kaygı, bilgileri çağırmamızı, düşünme kabiliyetimizi kısaca sınav performansını olumsuz etkiler. O zaman amaç, kaygıyı tümüyle ortadan kaldırmak değil, kaygıya yenik düşmemek ve yaşanan kaygıyı fark ederek kontrol etmeyi öğrenmektir. Aşırı kaygı bedende bazı fiziksel belirtilere, düşünce sistemimizi işe yaramaz hale getirerek kaygı duygu durumumuzu artırır. Fazla kaygıyla oluşan belirtiler:

Fiziksel belirtiler
 
 
-Terleme, sıcak basması, soğuk hissetme
-Bulantı, mide ağrısı, baş ağrısı
-Hızlı kalp atımı, sık düzensiz nefes alımı, baş dönmesi
 
Duygusal belirtiler
 
 
-Öfkeli, suçlu, üzgün veya tedirgin hissetme
Davranışsal belirtiler
 
 
-Geciktirme ve kaçınma davranışları
-Aşırı çalışma
-Az/ çok yemek yeme, beslenme problemleri
-Çok uyuma ve uyuyamama
-Yorgunluk veya dinlenememe
-Alkol/ilaç kötüye kullanımı
 
Bilişsel belirtiler
 
 
-Kendiyle ilgili olumsuz, başarısızlık üzerine düşünceler
-Konsantrasyon ve odaklanmada zorlanma
-Konunun ana fikrini yakalayamama
-Düşüncelerini organize etme, ifade etmede güçlük çekme
-Sınav esnasında afallama
-Sınavdan sonra doğru cevapları hatırlama
 

 

                                                      
                                                    

                Sınav kaygısını artıran bazı faktörler

Yetersiz sınav hazırlığı
 
 
 
-Sınavdan bir gece önce sınava hazırlanma
-Zamanı yeterli kullanamama
-Uygunsuz çalışma alışkanlığı veya becerileri
 
Kaygılandıran durumlar
 
-Daha önceki sınav performansı
-Zayıf sınav performansı gösterme
-Zayıf performansının olumsuz sonuçları
-Kendine kıyasla başkalarının sınavda ne yaptığı
-Kaygının vücut belirtileri
 
Uyarıcılar
 
-Kafein (çay, kahve, kola fazla tüketimi)
-Nikotin
-Amfetamin

 

Sınav kaygısının en basit başlıca nedeni, sınava yeterince hazırlanmamış olmaktır. Ne bildiğimizi ve bilmediğimiz konuları farkında olmadan aşırı beklentide olmak kaygıları artırır. Çevreden gelen uyarılara aşırı açık olmak, otoriter ebeveyn tutumu, stresli ortam ve arkadaş grubu diğer kaygıyı artıran durumlardır.  Eğer kaygınız ciddi, sürekli ve sınav ortamları dışında da genelleşiyorsa biran önce uzman doktorunuza,  çocuk psikiyatristine başvurmanız gerekir. Tiroid bezinin fazla veya az çalışması, B-12 vitamini eksikliği ve hipoglisemi dediğimiz kan şekerinin düşmesi gibi bozukluklar kaygıyı artıran diğer tıbbi durumlardır. Bazı durumlarda kan tahlilleri, aile hekiminiz veya dahiliye doktorunuzun muayenesi gerekir.

Sınav Kaygısıyla Baş Etme

Sınav kaygısıyla başa çıkmak için yapılabilecek bazı fiziksel ve zihinsel hazırlıklar sınav için işe yarayabilir. Örneğin kendi kendinize veya bir uzman psikolog/psikiyatrist eşliğinde yapılabilecek gevşeme egsersizlerini ve olumlu düşünme becerisini kazanabilirsiniz. Gevşeme egsersizlerinin amacı vücudunuzdaki kasların gerginlik ve gevşeklik arasındaki farkını göstermek ve günlük yaşamda nasıl gevşeyebileceğinizi öğretmektedir. Gevşeme egsersizleri ile vücudumuzdaki tüm kaslarımız (el, omuz, kollar, boyun, kaşlar, gözler, dil ve dudak, göğüs, karın, kalça ve bacak) üzerindeki gerginliğin kendi kontrolümüzle gevşemesi sağlanmaktadır.
Fazla kaygıya neden olan olayın kendisi değil onu değerlendirme, yorumlama biçimimizdir. O anda aklımızdan geçen düşünceler aşırı kaygılanmamıza neden olur: ‘Eğer geçemezsem annemler beni öldürür’ ‘Ne yaparsam yapayım kalacağım’ gibi. Gerçekçi olmayan, işe yaramayan, genelleyici ve kaygıyı artıran düşünceleri fark ederek bunların yerine daha akılcı düşünmeyi sağlamak sınav stresini kontrol etmemizi sağlayabilir. Bu değerlendirme ve düşünce değişimlerinin bazı tekniklerle yapıldığını bilmek lazım. Bilişsel davranışçı teknikler yardımıyla sınavla ilgili genel yorumlama biçiminizi değiştirebilirsiniz.
Kısaca sınavdan önce, sınav esnasında ve sınavdan sonra yapabileceklerinize göz atalım:

 

Sınavdan Birkaç Hafta Önce

 Çalışma Alışkanlıkları                                                                                                   
 
-Son vakitte çalışmak yerine konuları sömestr içinde çalışmak
-Çalışılacak konuya konsantre olmayı öğrenmek
         -Ders kitapları ve notlarından soru çıkarmak
         -Anahtar kelime, konulara odaklanmak
-Bilgileri görebileceğiniz özet tablolar oluşturmak
-Çalışırken kısa aralar vermek
-Zamanı iyi kullanma becerisini öğrenmek
 
Stresi Azaltma
-Stres azaltma ve relaksasyon metodlarını öğrenmek
-Dinlendirici müzik dinlemek
 
Sağlıklı Yaşam
-İyi beslenme ve düzenli egsersiz yapmak
-Düzenli iyi uyku
-Sosyal aktivite, egsersiz gibi faaliyetleri içeren dengeli bir takvim oluşturmak
-Gerçekçi çalışma hedefleri belirlemek

-Sağlıksız, işe yaramayan olumsuz düşünceleri fark etmek
 

 

Sınav Gününde

Hazırlık
 
 
-Hafif ve sağlıklı bir kahvaltı edin.
-Kahve veya diğer uyarıcı içecekler içmeyin.
-Sınav yerine erken varın.
 
Rahatlama
 
-Sınavdan bir saat önce sizi rahatlatacak bir şey yapın.
-Sınav başlama zamanını beklerken kaygınız artarsa,  rahatlama metodlarını kullanın veya sınavdan sonraki planlarınızı düşünerek dikkatinizi dağıtın.
 
Dışa vurum
 
-O anda yaşadıklarınızı dile getirerek dışa vurun.

 

Sınav Esnasında

İlk İzlenim
 
-Sınav kurallarını okuyunuz, tüm sınavı gözden geçirin ve tekrar kuralları okuyun
-Sınavın bilgilerinizi görmek için bir fırsat olduğunu düşünün.
 
Kendini Organize Etme
 
-Zaman ayarlaması yapın, önce sınavın kolay bölümlerinden başlayın.
    -Bu kendinize olan güvenini artırıp, kaygınızın azalmasını sağlar.
-Sınav esnasında ara ara sınav çözme hızınızı kontrol edin.
 
Sınav Sorularını Cevaplama
 
-Tüm şıkları okuyun, yanlış olanları ayırın.
-‘En çok, her zaman, sadece’ gibi önemli kelimelere dikkat edin.
 
Olası korkular
 
-Bir soruda zorlandığınızda konuyla ilgili bilgilerinizi ortaya koyun.
-Sınavı bitiremeyeceğinizi düşündüğünüzde doğru cevaplayabileceğiniz bölümlere geçin.
-Sınavı gözden geçirmek için zaman kalmazsa, soruları çözerken sağlamasını yapın, zaman kalırsa cevaplarınızı kontrol edersiniz.
 

 

Kaygınız sınav performansınızı etkilemeye başladığında yapılacaklar

 
Kaygıyla Başa Çıkma
 
-Sakinleşerek, fiziksel davranışlarınızla ilgili farkına vararak kendi vücudunuzun kontrol hissini artırmak
-Çeşitli rahatlama metodları kullanmak (kontrollü nefes alıp verme, kas gevşetme
-Gerin, ayağa kalk hatta gergin kaslarınızı gevşetmek üzere etrafta yürümek
 
Sakinleştirici Davranışlar
 
-Belirgin, rahatlatıcı bir objeye odaklanın ( örneğin duvar, yer, kalem gibi) veya sakinleştirici bir eylem yapın.
-Sessizce içinizden daha önce kullandığınız rahatlatıcı bir kelime veya slogan tekrarlayın.
-Sakinleşmenizi sağlayacak iç konuşmalar yapın ( Tamam, rahatla, herşey yolunda gibi)
-Kaygınızı artıran uyarı ve düşüncelerinizden sıyrılmanızı sağlayacak şekilde fiziksel uyarılarda bulunun.
-Su için veya bir şeyler atıştırın.
-Size pozitif anlamı olan bir şeye bakın veya dokunun.
 

 


Sınav Sonrasında

Öğren
 
-Yaşadığın sınavdan deneyim edin.
-Sınav kaygını artıran ve azaltanlarla ilgili notlar alın.
-Kaygı azaltma planı oluştur ve stratejik, sana özgü ve yaratıcı planlarla bu planını geliştir.
 
Ödüllendir
 
-Kendini cezalandırmanın veya neyin doğru gitmediği üzerine kafa patlatmak pek yardımcı olmaz.
-Çabaların için kendini ödüllendir ve kendine iyi davran.
 
Gözden geçir
 
-Çalışmalarında işe yarayanları gözden geçir ve gelecekte kullanacağın
farkındalığını artıran kaynaklarını gözden geçir.
-İşe yaramayanları gözden geçir, yeni stratejiler geliştir.
-Rahatlama metodlarını geliştir ve alıştırmalar yapmaya devam et.
 
 

 

                                                                                    Dr. Selcen ESENYEL
                                                                                   Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı
                                                                                   İzmit Seka Çocuk Hastanesi

9 Ağustos 2013 Cuma

Çocuklara Ölümü Anlatmak


                              ÇOCUKLARA ÖLÜMÜ ANLATMAK

Eğer çocuğunuzla ölümü nasıl konuşacağınız konusunda tereddütteyseniz yalnız değilsiniz. Birçoğumuz ölümden konuşmaya korkarız özellikle de çocuklarla. Ancak ölüm hayatın vazgeçilmez bir parçası ve onlara yardım etmek istiyorsak bunu da onlarla konuşabilmeliyiz. Konuşmak her şeyi çözmese bile, konuşmadığımızda onlara sınırlı yardım etmiş oluruz.
Çocuklarla ölüm hakkında konuşmak yaşlarına ve yaşadıkları tecrübelere göre değişir. Bu ayrıca bizim tecrübelerimize, inanç, duygularımıza ve kendimizi nasıl bir pozisyonda bulduğumuza bağlı olarak da değişmekte.
 Aslında çocuklar ölümü günlük hayatlarında farketmiştir.  Yolun bir köşesinde ölmüş kuş, böcek veya diğer hayvanları görmüştür. Televizyonda veya bilgisayar oyunlarında günde en az bir kere ölüm haberi duyarlar, masallarda dinler, oyunlarında canlandırırlar. Ölüm, günlük hayatın bir parçasıdır ve bir dereceye kadar çocuklar da bunun farkındadır. Eğer çocukların bizimle ölüm hakkında konuşmalarına izin verirsek, onlara gerekli bilgileri verebilir ve üzgün olduklarında onlara yardım edebiliriz. Söylediklerine dikkat gösterir ve saygı gösterirsek iletişimleri artar. Eğer biz de ölümle ilgili kendi duygularımızdan memnun, dürüst ve açık isek çocukların da bu konuyla ilgili konuşmalarını artırırız. O zaman iletişiminizi kısıtlayan engelleri gözden geçirmek faydalı olabilir:
İletişim Engelleri
Kaçınma, Yüzleşme
Genel olarak bizi üzen şeylerden bahsetmekten kaçınırız. Ölümle ilgili konuşmaktansa hiç bahsetmemenin daha iyi olduğunu düşünürüz. Ancak konuşmamamız iletişimde olmadığımız anlamına gelmez. Çocuklar harika birer gözlemcidir. Yüzümüzü okur, vücut dilimizi anlarlar. Üzücü bir olayla ilgili konuşmaktan kaçındığımızda çocuklar bu konuyu gündeme getirmek veya bu konuyla ilgili soru sormakta tereddüt duyarlar. Konuşmaktan kaçınmak çocuk için şöyle anlamlara gelir: ‘Eğer annem ve babam bu konuda konuşmuyorlarsa bu gerçekten kötü bir şey ve ben de bu konuyla ilgili konuşmasam daha iyi’ gibi. Aslında ebeveynler ölümle ilgili konuşmaktan kaçınırken, çocukların bu konuyla ilgili daha fazla kaygı duymalarına ve duygularını saklamalarına neden olurlar. Bilinmeyen hakkındaki kaygı gerçekle yüzleşmekten daha sıkıntılıdır. Çocuk kendi içi dünyasında farklı şeyler hayal edebilir ve zihninde en kötü veya gerçek olmayan senaryolar çizebilir.
Birbaşka sorun ise, çocukları anlamadıkları veya bilmek istemedikleri bilgilerle direk yüzleştirmekten doğar. Hassas konularla ilgili konuşmak için çocuğu iletişime açık hale getirmek gerekir. Yani sakınmak ile yüzleştirme arasında bir denge kurularak iletişim sağlanabiilir. Bu dengeyi kurmak için yapılabilecekler:
-Çocuklarla iletişim kurmak için uygun zaman kollayın.
-Çocuğun iletişim kurmasını sağlamak için dürüst olun.  Yaşına uygun olarak sorduğu sorulara basit bir dille cevap verin. Sorularına cevap verirken özetle, yaşına uygun cevaplarla net konuşun, uzun cümlelerle gevelemeyin.
-Çocuğu dinleyerek duygularını kabul edin.
-Gerçekten üzgün olduğunda ondan dürüst açıklama yapmasını önerin.
Belki de en zoru ölümle ilgili kendi duygu ve düşüncelerimizi anladıktan sonra uygun koşullar geliştiğinde çocuklarla bu konuyu daha rahat konuşabiliriz.
Bütün Cevapları Bilmemek
Çocuklarla konuşurken özellikle cevapları bilmiyorsak çok da rahat hissetmeyiz. Özellikle daha küçük yaş grubu çocuklar annebabasının herşeyi bildiklerini düşünürler. Ancak ölüm hayatın en bilinmeyen parçasıdır. Bu konuyla ilgili konuşurken kendimizi korkulu ve tereddütlü hissederiz. Bu durumda olan anne baba da çocuğa bu durumu açıklamak ve konuşmak istediğinde ne yapacağını bilemeyebilir. Tüm cevaplar rahatlatıcı olmadığı gibi, gerçekten inandığımız şekilde onlara anlatabiliriz. “Bu konuyla ilgili tam bir cevap bulamıyorum” şeklinde dürüstçe açıklama yapılabilir. Bu, inanmadığımız bir açıklamayı ona aktarmaktan daha iyidir. Ne kadar iyi kurgulanırsa kurgulansın beyaz yalanlar güveni ve inandırıcılığı sarsar. Sakince, savunucu tutumda olmadan herşeyi bilmediğimizi söylemek, onların bu durumu kabullenmesini, ileriki zamanlarda kendi inancına uygun düşüncelerinin gelişmesini destekler.
Tabuların Üstesinden Gelmek
Ölüm hakkında konuşmak kaçınılan bir tabudur ancak ölüm hayatın ayrılmayan bir parçasıdır. Tıbbın ve teknolojinin daha geride olduğu önceki yüzyılda insanlar evlerinde vefat eder, sevdikleri etrafına toplanarak çocuk ve erişkinler ölümü birlikte yaşayarak birbirlerine destek olurlardı. Ancak günümüzde ölüm daha yalnız yaşanmakta. Çoğu insan hastanede hemşireler etrafında iken ölmekte. Sevenleri ölen kişiyle daha az vakit geçirmekte, son zamanlarını birlikte geçirememekte. Böylece ölüm yaşamdan gittikçe izole hale gelmekte. Sonuç olarak ölümün gizemi artmakta, bazılarının korkuları belirgin hale gelmektedir.
Aslında ölümün her canlının doğal sonucu olduğunu farkedilmelidir.  Ölüm sonrası üzüntü ancak birlikte vakit geçirip birbirine destek olarak veya sadece orda olmakla en iyi aşılabilir.
Gelişim Basamakları
Çalışmalar çocukların ölümü gelişim basamaklarına göre anladıklarını göstermiştir. Örneğin okul öncesi çocuklar ölümü geçici, geri dönebilen somut bir durum olarak görürler. 5-9 yaşları arasında, ölümün hayatın sonu anlamına geldiğini, tüm canlıların sonunda öleceğini farketmeye başlarlar. Ancak bunun kişisel olduğunu anlamazlar. Ölümü canlandırmaya çalışırlar. Ölümü bir iskeletle veya ölüm meleği ile ilişkilendirerek, bu hayallerle ilgili kabus görebilirler.
9-1o yaşlarından ergenliğe doğru çocuklar ölümün geridönüşümsüz olduğunu, kendileri de dahil olmak üzere herkesin birgün öleceğini kavrarlar. Bazıları yaşam ve ölümle ilgili filozofik yaklaşımlar üzerine kafa yorarlar. Ergenler kendi kafalarında hayatın anlamını sorgulayıp dururlar.
Çocukların dönemlerine özgü ölümü anlamaları ancak ailenin çocuğun dönem özelliklerini bilen ebeveynlerinin sayesinde olmaktadır. Örneğin ergenle ölüm konusunda tartışmak veya zıtlaşmak kendi düşüncelerine tehdit olarak algılanabileceği için ölüm olayını kabul etmemesine veya farklı reaksiyonlar geliştirmesine neden olabilir.
Kişisel Deneyimler
Tüm çocukların hayat deneyimleri kendine özgüdür ve duygularını ele alma ve gösterme şekilleri farklıdır. Bazı çocuklar 3 yaşında ölümle ilgili soru sormaya başlar. Bazı çocuklar ölümden hiç bahsetmez ancak oyunlarında işlerler. Ölümle ilgili duygularını nasıl ifade ederse etsinler, erişkinler tarafından sempatik ve yargısız cevaplara ihtiyaç duyarlar. Dikkatli dinleme ve gözlemle, çocuğun ihtiyaçlarına göre uygun yaklaşımla ilgili önemli ipuçları elde edilebilir. Okul öncesi ve genç okul yaş dönemi çocuklarında basit ve kısa açıklamalar yerinde olur. Sorularına uzun nasihat ve karmaşık cevaplar vermek onları sıkar ve kafalarını karıştırır. Somut ve birbirine benzer örnekler vererek konuşabilirsiniz. Ölümü çocuklara şöyle açıklayabiliriz; ‘Bir kişi öldüğünde nefes almaz, yemez, konuşmaz, düşünmez. Bir köpek öldüğünde havlamaz ve koşmaz. Bir bitki öldüğünde artık büyümez ve çiçek vermez’ gibi.
Bazı çocuk hemen soru sorarken, bazısı sessiz kalır ve bir zaman sonra yanınıza gelerek soru sorar. Her soru basit ve doğru şekilde cevaplanmalıdır. Çocuğun söylenenlerden ne anladığı önemlidir. Bazen çocuklar ancak tekrar tekrar sorup aynı cevapları duymak isterler. Zamanla çocuklar yeni deneyimler yaşayarak, daha ayrıntılı açıklamalar ile duygu ve düşüncelerini paylaşırlar.
-Çocuklara birinin ölüm haberini verirken; ‘o artık gitti, bizi terk etti’, uykuda, uzun dinleniyor gibi cümlelerle açıklamak onların kaygılarını daha da artırır ve kafalarını karıştırır.
-Ölümün nedeninin hastalık olduğunun söylenmesi,  çocuğun ilerde hastalık deneyiminde sonucun ölüm olacağını düşünmesiyle kaygılandırır. Bu yüzden ölümün nedeni olarak hastalık açıklanırken, sadece ciddi hastalıkların ölümle sonuçlandığını yoksa çoğu hastalığın iyileştiğini belirtmek gerekir.
-Ölümle ilgili yapılan başka bir genelleme de hastalığın nedeni olarak yaşlılığın söylenmesidir. Bu açıklama çocuğun genç yaşta birinin ölümünü gördüğünde inandırıcılığını yitirecektir.
-Günlük hayatta daha az duygulandıran fırsatlardan yararlanarak zaman zaman ölümden bahsedilebilir.Bir çiçek, böcek, kuş gibi canlıların ölümünden konuşmak daha kolaydır. Çocuklar daha da meraklanabilir, soru sormaya devam edebilir. Çocukların merakı sakince karşılanarak, kendilerini suçlu hissetmeden basitçe cevaplanmalıdır.
Çocukların Ölüme Tepkileri
Çocuklar etraflarında ölüm olayını tecrübe ettiklerinde, bazı farklı reaksiyonlar geliştirebilirler. Bunlar:
Suçluluk
Yapılan bazı çalışmalarda, kardeş, ebeveyn gibi evde yakın akrabalardan birinin ölümünü yaşayan çocuklar çoğunlukla kendilerini suçlu hissederler. Çocuklar bu olayın neden sonuç ilişkisini kurmakta zorlanırlar ve ölüme kendilerinin neden olduklarını düşünürler. Ölümün kendi yaptıklarının cezası olduğunu söyleyebilirler: “Annem öldü ve beni terk etti çünkü ben yaramazdım” gibi.
Bu gibi durumlarda öncelikle çocuğun duygu ve düşüncelerini konuşmaları ve sizinle paylaşmaları için destekleyin. Daha sonra onların suçluluk duyguları ile ilgili; sevildiklerini ve onu desteklediğinizi hissettirin. Onlara nasıl hissedeceklerini söylemeyin. Maalesef ülkemizde çocuklarına bu konuda destek olmaya çalışan ailelerin söylemleri yönlendirici olmakta “Üzülme. Suçlu hissetme.” Gibi söylemler çocuğun duygularını hem yok saymakta hem de kendi yapamadıklarını gerçekle bağdaşmayan duygular çocuktan istenmektedir.
Öfke
Yakın birinin kayıbı hem erişkin hem de çocuğun öfkelenmesine neden olur. Erişkinler doktor ve hemşirelere veya ölümü durduramadıkları için kendilerine öfkelenirler. Çocuklar özellikle kendilerine bakan kişilerin ölümünün ardından öfkelerini açıkça belli ederler. Bazen ölen kişiye öfkelenirler. Duyguları öfke veya korku ne olursa olsun bakımlarının devam edeceği onlara hissettirilmelidir.
Regresyon
Çocuklar yakın birinin kaybıyla geçmiş dönem özelliklerine gerileyebilirler; alt ıslatma, parmak emme, kekeleme, korkular ve çocuksu davranışlar gösterme gibi. Bu davranışların geçici olduğu bilinmeli ve bu dönemde çocuklar desteklenmeye devam edilmelidir.
Depresyon ve diğer davranış problemleri
Bazı çocuklar öfkelerini içe aktarırlar, tedirginlik, içine kapanma, agresif davranışlar gibi şikayetleri başlayabilir. Ölümden 6 ay sonra bu şikayetler devam eder ve uyku,  iştah problemleri, devam eden korkular, okul başarısında düşme, arkadaş ilişkilerinde bozulma gibi çocuğun hayatını etkilerse, bir çocuk psikiyatristi uzman yardımı gerekmektedir.
Ülkemizde ölüm ve ölene değer verme geleneksel davranışları çocuğu ve ölen kişinin ailesini destekleyicidir. Ölü evi yalnız bırakılmaz, ağlayan olursa dinlenilir, desteklenir, konuşmasına izin verilir. Komşular ve akrabalar ölen kişinin evine yemek götürür, yakınları maddi ve manevi olarak destekler ve acılarını paylaşırlar. Yakınını kaybeden çocuklarla birebir daha fazla vakit geçirilir, bakımları desteklenir. Bu gibi geleneksel davranışların devam etmesi ölümün daha kolay aşılmasını sağlar. Çocuklar yaşlarına ve duruma göre hazırlanarak ölen kişinin mevlidine, mezarına gitmesi sağlanabilir. Bunlar çocukların da ölümü anlamalarını,  kendi duygu ve düşüncelerini ifade etmelerini kolaylaştırır.
                                                                              Dr. Selcen ESENYEL
                                                                              Çocuk ve Ergen Psikiyatristi
                                                                               İzmit Seka Çocuk Hastanesi

                                                                                  
Kaynak: Patient Information Publications

17 Nisan 2013 Çarşamba

Çocuk ve Ergenlerde Depresyon

Çocuğunuz Depresyonda mı?
 

Çocukluk çağı depresyonu, çocuktan sevinci çalan önemli bir duygudurum bozukluğudur. Çocuğunuzun zaman zaman üzgün veya içli olması normaldir. Hayvanının ölmesi veya yeni bir şehire taşınmak çocuğunuzda bu tür duygulara yol açabilir. Ancak bu tür belirtiler haftalarca veya aylarca sürerse çocuğunuz depresyonda olabilir.
İlk zamanlarda sadece erişkinlerde depresyon görüldüğüne inanılırdı. Ancak şuanda çocukların tedavi gerektirecek kadar depresyona yakalandıklarını biliyoruz. Her 100 çocuktan 2’sinde, 100 ergenden 8 tanesinde ciddi depresyon bozukluğu görülmekte.
Hala bir sürü çocuk ihtiyaç duydukları tedaviyi alamamaktadır. Bu biraz da, depresyon ile kötü ruh halini ayırmaktaki güçlükten olmaktadır. Ayrıca çocuktaki depresyon erişkindeki depresyondan farklı seyretmektedir.
Çocuğunuzun ruh hali hakkında endişeleniyorsanız çocukluk çağı depresyonun belirtilerine birlikte bakalım. Çocuğunuzun nasıl hissettiğiyle ilgili onunla konuşun. Eğer çocuğunuzda depresyon olduğundan şüphelenirseniz çocuk psikiyatristine başvurun. Çünkü tedaviye ne kadar erken başlarsanız o kadar çabuk sonuç alırsınız.
Depresyonun Belirtileri
Bir çocuk kendini çoğu zaman üzgün, sıkkın hissediyorsa, daha önceden hoşlandığı aktivitelerden şuanda zevk almıyorsa depresif olabilir. Depresif bir çocukta ayrıca şunlar olabilir;
-Kilo kaybı veya kilo alma
-Uykusuzluk veya çok uyuma

-Daha önce zevk aldığı aktivitelerden zevk almama
-Çabuk öfkelenme, aşırı tepki verme gibi davranış değişiklikleri
-Kendini umutsuz, değersiz ve suçlu hissetme
-Düşünme, konsantre olma ve karar vermede güçlük
-Ölüm veya intihardan sık sık bahsetme.
Depresyon belirtileri ilk başta gözden kaçabilir. Ayrıca belirtiler çocuğun yaşına göre değişebilir:
Küçük çocuklarda enerji düşüklüğü, halsizlik, yılgınlık görülebilir. Bu çocuklarda az duygulanım, ümitsizlik ve uykularında problemler gibi birtakım sorunlar olabilir.
-Okul çağı çocukların daha çok baş ağrıları veya karın ağrıları vardır. Daha önce zevk aldıkları aktivitelere ve arkadaşlarına ilgilerini kaybedebilirler. Okul başarısında düşme, okula gitmek istememe, okul reddi, ayrılık kaygısı, can sıkıntısı gibi şikayetlerle polikliniğimize başvurabilmektedirler.
-Ergenlerde çok uyuma, hareket ve konuşmada yavaşlama gibi retardasyon bulguları görülebilir. Bunun yanısıra bu kişilerin içine kapanıklılık, yalnızlık, düşük benlik saygısı, huzursuzluk, irritabilite gibi duygu değişimleri olabilir. Okuldan ve evden kaçma, sigara, alkol, madde kullanımı depresyonda gördüğümüz davranış sorunlarıdır. Ciddi depresyonlu ergenlerde halüsinasyon veya hezeyanlar görülebilir.
Depresyon şiddeti hafif ve çok ağır arasında bir yelpaze gösterir. Hafif veya ciddi olsun kişiye yardım edebilecek depresyon tedavileri mevcuttur.
Neler depresyona yol açar?
Depresyonun nedeni tam olarak bilinmemekte. Ancak beyindeki bazı kimyasal maddelerin dengesinin bozulmasının duygudurumu bozduğunu biliyoruz. Bu maddelerin dengesini bozan durumlar şöyle sıralanabilir;
-Stres verici durumlar; örneğin okul değişimi, boşanma süreci veya ailede bir vefatın olması.
-Steroid ve narkotik ağrı kesici gibi bazı ilaçlar.
-Aile hikayesi. Bazı çocukların ailelerinde depresyon olmasıyla, kalıtım yoluyla çocukta da depresyon ortaya çıkmakta.
-Duygusal, cinsel istismar ve ihmal edilen çocuklarda depresyon daha sık görülmektedir.
-Daha önce geçirilmiş depresyon atağı, intihar girişimi.
Depresyon Tanısı Nasıl Konur?
Depresyon tanısı çocuk psikiyatristi doktorunuz tarafından yapılan fizik ve psikiyatrik muayene ile bazen orda doldurulan depresyon değerlendirme anketleri sonucunda konur. Kansızlık, tiroid rahatsızlığı gibi bazı tıbbi durumlar depresyonu taklit edebilir bu yüzden kan tetkikleri istenebilir.
Depresyonu olan çocuklarda başka problemlerin olma olasılığı daha fazladır; kaygı, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu veya yeme bozukluğu da depresyonla birlikte olabilir.

Depresyon Tedavisi
Diğer hastalıklarda olduğu gibi, depresyon tedavisinin ilk basamağı çocuk ve aileyi bilgilendirmektir. Hasta ve aileyi bilgilendirmek çok önemlidir çünkü onlar da artık kendilerini suçlamaktan vazgeçerek birlikte iyileşmeye hazırlamak gerekmektedir. Ailedeki depresyon çözümlenmeli; depresyonu olan ebeveyni psikiyatrik tedavisine yönlendirilir ve destek olunur. Evde ebeveyni ve çocuğu etkileyen stres etkeni ile başa çıkma yöntemleri geliştirmeleri sağlanır.
Bunun dışında küçük çocuklarda oyun terapisi, daha büyük çocuklarda bilişsel davranışçı tedavi ve aile tedavisi yaklaşımları depresyon belirtilerini önemli ölçüde azaltabilmektedir. Çocukta ciddi depresyon varsa ilaç tedavisi de başlanabilir. Aslında en iyi sonuçlar, terapi ile ilaç tedavilerinin birlikte kullanılmasıyla elde edilmektedir. Ciddi depresyonu olan, intihar teşebbüsü olan çocuklarda hastaneye yatış gerekmektedir.
Belirtileri ile çocuğun sosyal, akademik ve akran ilişkilerini etkileyen depresyonda çocuğun okulda ve evde sosyal desteğini tekrar sağlamak tedavinin diğer önemli ayağıdır. Öğretmenin çocuğun ruhsal durumu ile ilgili bilgi alması, okulda tekrar akranlarının arasına katılmasını sağlayarak sosyal faaliyetler yönünden desteklemesi iyileşme dönemini hızlandırmakta, kısaltmakta veya hafif depresif durumlarda yeterli bile olmaktadır. Ailece sizin de çocuğunuzun depresif dönemi için evde yapabileceğiniz şeyler vardır:
-Çocuğunuzun düzenli egzersiz yapmasını, sağlıklı öğün yemesini ve düzenli uyku uyumasını sağlamak.
-Çocuğunuzun reçetede yazıldığı gibi ve düzenli ilaçlarını almalarını takip etmek.
-Çocuğunuzla konuşmak ve onu dinlemek için zaman ayırmak. Ona karşı sevgi ve desteğinizi dile getirmek.
-İşlerin zamanla yoluna gireceğini çocuğunuza hatırlatmak.
Antidepresan İlaçlarla İlgili Bilmeniz Gerekenler
Antidepresan ilaçlar depresyonu olan çocukların tedavisinde çoğu zaman işe yarar. Fakat bu ilaçlarla ilgili bilmeniz gereken bazı durumlar; ciddi intihar düşüncesi olan ve ilacı yeni kullanmaya başladığı ilk haftalarda intihar düşüncesini cesaretlendirebildiğidir. Bu yüzden bu dönemlerde intihardan bahsetme, içe kapanma, çevresine veda etme gibi davranışları olan çocuğunuzu hemen uzman doktorunuza götürün.
 Bununla birlikte çocuğunuz antidepresanı aldığı ilk bir-üç hafta içerisinde kendini iyi hissetmeye başlar. Ancak ilacın daha fazla etkisini görmek için altı-sekiz hafta düzenli ilaç kullanımı gereklidir. Bu yüzden ilaçlarını reçetede olduğu gibi ve zamanında almalarını sağlayın. Çocuğa hangi ilacın daha iyi geleceği birçok ilaç denenerek karar verilebilir bu yüzden çocuğunuzun en az üç hafta ilacını kullandığınızdan emin olduktan sonra fayda görmeseniz tekrar doktorunuza başvurun.
Hastalığın gidişatını etkileyen etkenlere bağlı olarak tedavi süresi değişse de, depresyon için ilaç tedavisi en az altı ay olmalıdır. İlaçların bağımlılık yapmadığı, yan etkilerinin geçici olduğu, doktor bilgisi olmadan doz ayarlaması yapılamayacağı artık hem ebeveyn hem de öğretmen tarafından bilinmeli. Antidepresan ilaçların ani kesilmesiyle ortaya çıkan yan etkilerden dolayı kademeli olarak doktor takibinde ilaç kesilmesi önerilir.

Türkiye’de Depresif Çocuklara Ne oluyor?
Öncelikle depresyon hem erişkin hem de çocuğun tüm hayatını alt üst etmekte. Üstüne üstlük çocuklarda bu durum tanınmamakta veya belirtileri yüzünden çocuğa başka etiketler yapıştırılmakta. Ebeveynler çocukları için ‘Neden böyle sinirleniyor? Önceden beni dinliyordu şimdi kimseyi dinlemiyor, çok yaramazlaştı.’ Sürekli tersliyor, hemen sinirleniyor, okuldan kaçıyor, eve gelmiyor’ gibi söylemleri olmakta ve bu davranış problemleri çocukla ebeveynin arasını iyice açmaktadır. Çocuğunun ruhsal durumunu fark edemeyen ailelerde maalesef depresif belirtiler daha da artmakta, davranış problemleri artmaktadır. Ülkemizde sınıflarda daha başarısız, giderek içine kapanmış veya stres yaşamış öğrenciler etraftaki sosyal ortamın ve çevredekilerin yetersiz hatta çarpık yaklaşımları yüzünden depresyona zorla sokulmakta, yardımcı olmak biryana diğer çocukları rahatsız ettiği gerekçesiyle okuldan alınmakta, dış dünyanın tehlikeli pençelerine atılmalarına neden olmaktadır. Bir kısım çocuk psikiyatristine ders başarısızlığı, madde bağımlılığı veya adli nedenlerle başvuran çocuk ve ergenlerin tedavileri ya yarım kalmakta ya da sosyal destek eksikliği nedeniyle eksik kalmaktadır. Bu yönden Türkiye’deki çocuk psikiyatristlerine de çok görev düşmektedir.
Tedavisi olabilen bu bozuklukta, çocukları hep beraber anlamak ve tedavisini sürdürmek ve iyileşmelerine yardımcı olmak hepimizin boynunun borcudur.


                                                     Dr. Selcen ESENYEL
                                                    Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı
                                                     İzmit Seka Çocuk Hastalıkları Hastanesi